BOZÜYÜK YAŞAM

Yüreğimin Kuşları

Yüreğimin Kuşları
24 Haziran 2014 - 13:54 'de eklendi ve 272 kez görüntülendi.

Yağmurlu günlerde en büyük tutkum perdemi sonuna kadar açıp, elime dumanı tüten ince belli bardaktaki çayımı alıp, keyfe keder izlemektir telaşlı damlaların sevincini. Yine böyle bir pazar sabahı yağmur sonrası gökyüzünden gerdanlık gibi ışıldayan rengârenk gökkuşağını seyrediyordum. O sırada ufak bir ses işittim. İki minik serçenin kıpırtılarıydı bunlar. Onları korkutmamak için yerimden bile kımıldamadım. Küçücüktüler, o kadar savunmasız, o kadar masum görünüyorlardı ki; içimin titrediğini hissettim. Minicik bedenlerinde pıt pıt atan kalp seslerini düşündükçe, yüreğime sıcaklık doldu. Gözlerimin kırışıklarına telaşlı sevinçler doldu bir anda. Kanatlarını titreten minik birer serçe olduk önce. Nasıl heyecanlı, nasıl telaşlıydık… Bir daldan başka bir dala uçuyordu sevinçlerimiz. Mutluluğumuz kanatlarımız da beyaz birer tüydü. Gökyüzüne havalanıyorduk, özgürce kanat çırpıyorduk. Göz göze gelince yürek atışlarımızı duyuyorduk, kanatlarımızdaki beyaz tüyler çoğalıyordu. Çoğalıyordu hayallerimiz. Masmavi bir denizde rüzgâra göğüs geren yelkeni düşlüyorduk. Güneşin tenimize deyişini duyumsuyorduk. Rüzgâr kanatlarımızı yalayıp geçiyordu usulca. Güneş; biz oluyorduk… Sonra gök birden kararıyordu, sahipsiz bir fırtına çıkıyordu nereye gideceğini bilmeden esiyordu, gürlüyordu gökyüzü. Etinden et kopmuşçasına avaz avaz bağırıyordu bulutlar. Korkuyorduk küçük yüreklerimizle. Soluyordu kanadımızdaki renkler. Soluyorduk sebepsiz… Kanatlarımız titriyordu yeniden. Yüreğimizin kuşları üşüyordu. Gözlerimize korkular salıyordu karanlık. Gözlerimiz lacivert geceden ürküyordu. Bilir ya serçelerin kalbi yalnız kalkmaktan çok korkar, yalnızlığı umutlarımızın üzerine üzerine salıyordu… Abanıyordu var gücüyle mutluluğumuza, sapsarı dişlerini birbirine sürterek tıslıyordu ve ‘ Ben mutluluğun gölgesiyim’ diyordu korkunç sesiyle… Sonra birden yok oluyordu. Yine her yeri alabildiğine güneş kaplıyordu, alabildiğine hanımeli kokuyordu sokaklar. Biz yine cilveleşir oluyorduk diğer ağaçlardaki dostlarımızla. Her yer yine rengârenk oluyordu. Biz mavi oluyorduk geceye inat, sarı oluyorduk, yeşil oluyorduk, beyaz oluyorduk. Renkler bize dolanıyor, biz umutlarımıza sarılıyorduk tutkuyla. Coşkun dereler dilleniyor şarkı söylüyorlardı, ağaçların el çırpışları arasında… Tertemiz hayallerin içinden geçmek üzereyken dürtüyordu iblis. Ömrüm boyunca hiç yapmayacağım şeyi, evliliğimize üç gün kala yapıyordum. Şeytanın ayak izlerinden gidiyordum. Arzularıma kapılıyordum. Ve ihanetimle; ektiğimiz fidanları hiç yeşermemecesine öldürüyordum… İhanetimle zehirliyordum yüreğimin kuşlarını, ellerimle öldürüyordum… Sonra o zehir damarlarıma akıyordu usul usul. Santim santim eritiyordu bedenimi. Ve yüreğime koskocaman kan kırmızı yazılarla kazınıyordu serçenin ihaneti… Bir pazar sabahında daha ihanetimi içiyordum yudum yudum. Sebepsiz fırtınalar esiyor penceremin önünde yeniden. Sol yanımın zehri akıyor ince belliye. Rüzgâr cama isyan edercesine çarpıyor ve kuşlar gözyaşlarını silip sessizce uzaklaşıyor.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

İLGİLİ YAZILAR